TIBBİ HASTALIKLARIN AYET, DUÂ VE ESMÂLARLA TEDAVİSİ

Bu konudaki fikrimizi, daha bu konuyu okumadan, anlamadan, dinlemeden. On yargılı olarak davranıp eleştirmek İçin hemen harekete geçip hışımla saldırmaya hazirlananlar İçin tekrarlamak istiyorum:

Tıbbi tedavi, Allah Resûlü tarafindan emredilen ve dinimizin tebliğcisi olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)'in;

"Ey Allah'ın kulları tedavi olunuz”؛*Allah, yarattığı her bir hastalık İçin bir de deva indirmiştir” ve "Her derdin bir devası vardır derdinizin devasını araştırın...” şeklindeki uyanlarına göre tedavi olmak, yerine göre farz, yerine göre vacip, yerine göre sünnet ve hastalığına ve yerine göre de caiz yani gereklidir.

Kimsenin İnkâr etmediği bu gerçeği biz de İnkâr edemeyiz. Ancak bazı hastalıklar var ki, tip o konuda bir şey yapamaz hale gelmiş ve ‘’ bizden bu kadar, buradan öte bizim yapabileceğimiz bir şey yoktur’’ diyerek noktayı koymuştur. İşte biz de tam bu noktada duâlarla ve manevi tedavi yöntemleriyle devreye giriyoruz veya İş bu noktaya gelmeden önce devreye giriyoruz. Daha doğrusu bir çeşitte. davi olan duâ ve zikirlerle manevi tedavi devreye giriyor...

Her iki halde de devreye girmenin ötesinde hastalıkları Yaratana sığınıp o'nun isimleriyle ve emir buyurduğu duâlarla tedavi olmak da mümkündür. Fakat bunu ilk etapta tavsiye etmiyoruz, özellikle söylüyorum, maksadım başka bir şey değildir ve kimse de başka bir anlam çıkarmasın ki, bendeniz üç defa kalp krizi geçirmiş birisi olarak, her gün düzenli olarak dört tane, iki de ek olarak altı tane İlaç kullanıyorum. Yani diğer, kalp hastalan gibi ben de sadece duâ ile yaşamıyorum ve duâ ile tedavi olmuyorum. Ancak sadece duâ ile tedavi ettiğim rahatsızlıklarım da var, yok degil. Sebepler dünyasında yaşayan diger insanlar gibi, sebeplere müracaat ediyorum ama sadece sebep olduğunu, sebepleri de yaratanın Allah olduğunu bilerek...

Evet, duâ ile aştığım, tedavi oldugum hastalıklar ve rahatsizliklar da var tabii. Bunlardan biri psikolojik destek almamı ısrarla tavsiye ettikleri gün psikolog veya psikiyatra gitmeden sadece “La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azîm" ile kendi kendimi tedavi ettiğim bu destek olayı, ikincisi de yine bu tür bir rahatsızlık olan panik atak türü baskın korkulara karşı hiçbir yatıştırıcı İlaç kullanmadan şu duâ ile tedavi kendi kendimi tedavi ettim:

“Eûzü bikelimatillahit'- tammati min gadabihi ve ikabihi  şerri ibâdihi ve min hemezâtiş şeyâtini ve en yahdirun bismilla hillezî la yedurru me’asmihî şey’ün fil ardı vela fi's-semai vehüve's-semiül alim. Ya hayyu ya kayyumi ya bediüs semavati vel ardı ya zel-celali vel ikram 

Günlük baş ağrısı, karin sancısı gibi ağrı ve şancıları da direkt olarak duâ ve zikirle ile tedavi etmek mümkün. Ancak ilaç kullanmak da yasak değil, günah değil. Hatta öncelikle İlaç tedavisi tavsiye bile edilir. Tabii İlaçların faydası kadar yan etkilerinin de olduğunu aklidan uzak tutamamak lâzımdır. Tarife bilgilerinde zaten yan etkileri olarak yazıyor. Esmâların ve duâların kapı olarak nereye açılıp çıktığını, nasil tedavi ettiğini ise gerek tv programlarında gerekse diğer kitaplarımızda pek çok kere anlattığımız İçin burada tekrar etmeden kısa kesiyorum, isteyen onlara bakabilir...

şunu da iyi bilmek gerekir ki, Kur'ân-1 Kerim, hem maddi hem manevi anlamda şifadır.  Bu âyetlerini yukarıda gördük. Buna da gene Kur'ân diliyle, 'dileyen İnanır iman eder dileyen etmez.’ Bizde meşhur bir hastalık var ve bunun da tedavisi yok maalesef Bu da meşhur Albert Einstein'ının bile dert yandığı; (Atomu parçalayandım. ” dediği, hiç uğraşmadan, uğraşmaya bile gerek görmeden, peşin hüküm verip olayı baştan reddetmektir.

İşte, maalesef tedavisi olmayan en ağır hastalıklardan biri olan bu hastalık, peşin hükümle reddetme hastalığıdır. Maalesef bizde de bu hastalığın müptelaları oldukça fazla. O halde bu tür şeylere aldırış etmeden ilgilenenler yoluna devam etmelidir; biz de edeceğiz inşallah...

Göreceksiniz bu kitapta neler var ve bu konuyla ilgili olarak da ne tecrübeler yaşandı. Mesela, bir tv kanalının ilgilendiği bir kız çocuğu İçin bana müracaat ettiler. Bu kızımız trafik kazası geçirmiş ve yoğun bakımda idi. Benden esmâ zikri ile bir şeyler yapılıp yapılamayacağım sordular. Ben de sosyal medyada ilan edip takipçilerimden duâ istedim.

Takipçilerim duygulandılar, tamam hocam dediler ve ertesi güne kadar herkes verdiğim esmâları çekti sayı tamamlandi. Gazeteciler beni aradı ve tv’den de duyurdular ki, kız gözlerini açtı, konuşmaya başladı. Oysa doktorların dediğine göre artık umudun tükendiği noktaya gelinmiş gibi bir şeydi. Ama Allah (C.C.), daha büluğ çağına bile gelmemiş, hiçbir günahı olmayan ve hiç tanimadiklan masum bir kız çocuğu İçin kapısını çalan binlerce anne ve babayı, binlerce abla ve abiyi, onun hayata dönmesi İçin yanan gönülleri, yaşaran gözleri öylece bırakıp kapıyı kapatmamış, elleri boş geri çevirmemişti. Kendisine bin bir ümitle duâ edip yalvaran insanların duâya olan hüsnü zannım, İnancını ve hatırını kırmamıştı. Dinleyip çözüme kavuşturdu ve adını vermek istemediğim kızımızı da daha ertesi gün iyileştirmişti. Hastaneden taburcu ettirdi... Demek ki dııâda bir sır vardı...

Şimdi, kusura bakmayın da bazı nadanların, yukarıdan beri anlattığımız konuyu hiç anlamadan; “o zaman hastalarınız İçin oturup Türkiye'ye duâ ettirelim olsun bitsin, doktora, tedaviye ne gerek var; tip fakültelerini de kapatalım gitsin" der gibi ya burun kıvırdıklarını, ya müstehzi bakışlarla olaya baktıklarım veya direkt mail yazmaya kalktıklarım görüyorum. Çünkü daha önce de bu tür itirazlar ve mailler aldim; baziları da maalesef ilahiyat Fakültesi mezunu idi...

Elbette ki, yapılan eleştiriler ve itirazlar bizim yolumuzu kesmez, duâ ile aramıza giremez. Duâ ve esmâlarla Rabbimizi zikredip kâinatın da bizim de dertlerin belaların da sahibi olan Yaratıcımıza olan İnancımızı ve bundan doğan bir güvenle o'na müracaat etmemizi de engelleyemez. Çünkü garibin, mazlumun, mağdurun ve dertlinin en yakınında her zaman o vardir...

Eşine çocuğuna bile çağırsan bazen duymuyorlar veya çok defa umursamıyorlar; ama o, her an seni ve sesini duyup duyduğunu bildiriyor. Peygamber Efendimizin de bildirdigi gibi; “Kul, ٠Yâ Rabbil’ dediği zaman Rabbi ona; ‘lebbeyk kulum buyur bir şey mi istedin?’ diyor.”

Bazen arkadaşlarımız bile acil bir İş için aradığınızda telefonunu meşgule alıp seni yok sayabiliyor ama o'na yaptığın hiçbir çağrıya, hiçbir zaman olumsuz bir cevap gelmiyor ve seni meşgule atip yok saymıyor. Her çağrına "buyur ey kulum, bir derdin mi var" diye cevap veriyor ve bunu üstelik 7/24 yapıyor.

Hastanede, yoğun bakımda doktorun, hemşiren veya refakatçin uyur ama o asla uyumaz. Çünkü o'nu uyku ve uyuklama tutmaz. Gerek melekleriyle gerek bizzat kendisi seninle ilgilenir ve başkalarım da ilgilenmek İçin görevlendirir ve hiç ihmal etmez. İşte biz, kendisini Kur'ân'da ve sıkça okuduğumuz Âyet el-Kürsî ile böyle tanıtan yüce Rabbimize duâ edip müracaat ediyoruz. Bunun nesi yadırganacak bir şeydir; anlamakta zorlanıyoruz.

Yirmi yıl, ilaç ve tetkiklerle oyalanıp tedavi olamadığı İçin, sürekli ağlayan bir kadının ağlamaları 21 günde çok şükür ki, Allah'ın izni ve ikramı sayesinde duâlarla tedavi edildi.

Kadın; “Hocam, çocuğum su istiyor ağlıyorum; kocam bir şey diyor dokunuyor, ağlıyorum; annem babam çağırıyor ağlıyorum; sevseler de sövseler de ağlıyorum... Kim ne dese dokunuyor ve gücüme gidiyor ağlıyorum, özgüvenim sıfır, her an ağlıyorum...” diye, derdini anlatmaya geldiği gün de ağlıyordu. Ama şükür ki geçti ve beni on bir gün sonra arayıp;

“Hocam, aslında daha kapınızdan çıkarken rahatladım ve Özgüvenim geldi, dönüp iyileştim demek istedim ama rahatsız etmek istemedim. Bugün on bir gün doldu ve ben gâyet iyiyim, bu arada hiç ağlamadım; benim hiçbir şeyim kalmadı, Allah sizden razı olsun, sağlıklı uzun Ömürle birlikte başka ne muradınız varsa versin..." diye telefon edip duâ etti...

Bir başkası ise birine bir şey yapma veya birinin kendisine bir şey yapması korkusu yaşayan “panik atak" hastası da 21 güne kalmadan iyileşti. Bu hanim efendi, tam 13 yıl, bakıma muhtaç engelli bir hasta gibi, tek başına yaşamış. On üç yıl, dışarı çıkamayan, bakkala, markete inemeyen, hatta kendi tabiriyle; “cüzdanı, akıllı bileti, kredi kartı olmayan, otobüse binemeyen... Dahası, makyaj yapmayan, giyimine kuşamına değer vermeyen, kendisine değer vermeyen, sürekli üzülen, eşiyle misafirliğe gittiği zamanlar bile çantasında sadece çocuk bezi taşıyan, çocuğunu büyütüp ölmeyi bekleyen genç bir kadın düşünün...

Daha birçok şeyini anlatmadığımız bu kadın, korku, evham ve vesveseden kurtulamamış ve acı içindeyken bizi bir tv kanalında esmâların ve duânın gücünü anlatırken izliyor ve sonrasında bize ulaşmak İçin yollar arıyor, mail yazıyor... Önce esmalarım bulup yollamışım ve sonra da başka istekleri İçin duâ tavsiye etmişim... Daha sonra esas konu İçin yardim istemiş ve telefonumu verip davet etmişim...

Evet, Oyle... Çünkü her gün onlarca kişiye cevap vermeye çalışan biri olarak herkesi aklimda tutmam mümkün değil, bu yüzden yaptıklarım unutmuş biri olarak, sonradan kendisiyle karşılaşınca haberim oldu çoğundan ve böyle ifade ettim. Nihâyet haberleşip telefonlaştık ve eşiyle birlikte bize geldi. Bir müddet bazı terkipleri okuduk ve okuması gereken bir terkip verip gönderdim.‘‘Bir hafta veya 11 gün sonra arayın ama süre 21 gündür, sonucu bildirebilirsiniz” dedim...

Bir hafta sonra Bursa sokaklarında telefon eşliğinde bir yürüyüşe refakat ettim. Eşi ve kızı Ulu Cami tarafında kendisi Postane tarafında bir kaldırımda, yaklaşık bir saatlik bir yürüyüş yaptılar. Ertesi gün kısa mesafelere yalnız gitti. 21 gün sonra da kalkıp İstanbul'a geldi, ilerleyen günlerde ise çok rahat Tekirdağ'da bulunan ailesine gidip geldi. Olayı doktoruna anlatınca şok olmuş, inanamamış ve şu itirafta bulunup hakki teslim etmiş: şey... Literatüre

Geçecek bir vaka  İşte bütün bunlar, Allah'ın yollarımızı kesiştirdikten sonra tavsiye ettiğim duâlar, zikredilen esmalarla istenilen yardim ve ikramın gelmesi sayesinde olup bitmişti. Siz Allah’a inanarak, güvenerek  duâ edin ve teslim olun, yeter.

Keza restoran sahibi bir kişinin 8 yıl evde hapis gibi yaşadığını düşünün. Sadece bir korku panik atak veya manik depresif bir durum nedeniyle, OKB “Obsesif kompulsif bozuklugu'’ denilen bir hastalık nedeniyle, gitmediği psikiyatr kalmadığını söyledigini düşünün ve ayni dertten mustarip olarak da tek başına yaşayamadığını, işlerini görmediğini, arabası olduğu halde binemedigini düşünün. Para var, servet var, İmkân var, İş var ama bir şeye yaramıyor Kişi özgür değil, bağımlı, adeta bakıma muhtaç. Bir arkadaşı veya yardim edecek biri, bir yakını gelecek de bir yere götürürlerse gidecek...

İşte bu kardeşimiz de Allah'ın izniyle, okuma artı koruma ve artı duâ ile tedavi oldu hem de kısa bir sürede...

Bunlar, duâ ile tedavi edilmiş kişilerden ben hasta demeye bile kıyamıyorum, sadece birkaçı... Çünkü hasta değiller. Tevbe istiğfar, duâ ve esmâ zikriyle iyileşen insanlara İnanç sıkıntısı ve güven sıkıntısı olanlar demek belki daha doğru olur. öyle, çünkü duâ etmeden Once, tevbe istiğfar edip salavat getirenlerin, sadaka verenlerin, üzerlerindeki kul haklarından kurtulup helallik alanların, anne babalarıyla iyi geçinip helalleşenlerin, ölmüşlerse onlar namına sadaka verip hayır yapanların ve tevbe edenlerin daha çabuk İyileştiklerini gördüm...

Buna kısaca, Allah'ın gösterdiği doğru yolda gitmek demek belki en uygun deyim olacaktır. Fatiha suresinde, günde en az kirk defa namaz kılarken okuduğumuz ve istediğimiz, “ihdine’s-sıratalmüstakim:

Allah’ım bizi dosdoğru yola ilet” ayetinin sırrını da istediğimiz doğru yolun ne olduğunu da doğru yaşamayı, düzgün insan olmayı da çok iyi anlamak gerekiyor. Belki de en büyük çözüm, tedavi ve sır da buradadir...

Her ne olursa olsun, duâdan ve zikirden geri kalmamak lazım. Büyük bir hastanede yıllarca başhekimlik yapmış bir dâhiliye doktoru bile sohbet esnasında konu Esmâlara gelin, ce, çekmecesinden çıkardığı esmâ çizelgesi şeklindeki notlarını gösterip bana “Hocam prostat tedavisi İçin "er-Reşîd” esmâsı birebir, hatta bu bile yeter. Ben de tavsiye ediyorum zaten" dedi. Demek ki sadece ben değildim inanan. Benden başka daha kim bilir neler vardı çok şükür...

Evet, yüce Rabbimize duâya ve en güzel isimleriyle Onu zikretmeye devam...

Diğer Dua Ve Havas Kitaplarımız