Product was successfully added to your shopping cart.
Geri Bildirim

İlim Ve Esrar Hazinesi-1528

Ürün Kodu:9786055126056

Hızlı Gözat

Devamlı var olan, Ondan başkası Onunla varlıkta duran, varlığı­nın başlangıcı ve sonu olmıyan, Allahın İlmini Anlatan Kitaptır

Stok Durumu : Stokta var

45,00 ₺
Whatsapp Sipariş HattıTelefon İle Sipariş HattıYurtdışı Müşterilerimizin Dikkatine

Detaylar

 İLİM VE ESRAR HAZİNESİ

  Gunye'tüt Talibin

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHİM

HER HAYIR KAPISININ ANAHTARI BESMELE.

BAŞLIYALIM KİTÂBA YÜCE ALLAH İSMİYLE.

İHSÂN  KAPILARINI  SEN BİZE AÇ, YÂ RABBİ!

ÜSTÜMÜZE BEREKET, MAĞFİRET SAÇ, YÂ RABBİ!

İlim ve Esrar Hazinesi Devamlı var olan, Ondan başkası Onunla varlıkta duran, varlığı­nın başlangıcı ve sonu olmıyan, zâtında, sıfatlarında ve işlerinde ben­zeri ve ortağı bulunmıyan, yaratılmışlardan hiçbirine benzemiyen; diri, bilici, işitici, görücü, dileyici, gücü yetici, söyleyici ve yaratıcı olmak sıfatlarına sâhib olan Allahü teâlâya, OL emri ile yarattıkları­nın sayısı kadar, sevdiği ve beğendiği gibi hamd ü senalar olsun!Bu Değerli Esere Fıkıh ilmihal kitapları kategorimizden ulaşabilirsiniz.

Bütün duâlar, iyilikler onun Peygamberi ve en sevdiği kulu, insan­ların her bakımdan en güzeli, en üstünü olan Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) ve onun yüksek, temiz ve Nûh aleyhisselâmın gemisi gibi olan Ehl-i Beytine ve haklarında: «Eshâbım gök­teki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsamz, kurtulursunuz» buyurulan Eshâbının hepsine (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) ve bunları se­venlere ve izlerinde gidenlere olsun!

Cenâb-ı Hak, bütün insanlara, sayilamıyacak kadar çok ni’met, iyilik vermiştir. Bunların en büyüğü, en kıymetlisi olarak da, Resuller ve Nebiler (aleyhimüsselâm) göndererek ebedî saadet yolunu göstermişdir ve: «Ni’metlerimin kıymetlerini bilir, emrettiğim gibi kullanır­sanız, onları arttırırım. Kıymetlerini bilmezseniz, bunları beğenmezse­niz, elinizden alır, şiddetli azâb ederim» buyurmuştur.

Peygamber efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) bir hadis-i şe­rif de: «Ümmetimin âlimleri, Benî îsrâil’in Peygamberleri gibidir», di­ğer bir hadîs-i şerifte de: «Âlimler Peygamberlerin vârisleridir» bu­yurdu. İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh), bu ikinci hadîs-i şerifi açık­larken şöyle buyurur: Vâris, vârisi olduğu kimsenin, her şey’inde vâ­risidir. Peygamber efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem.)vârisi olan­lar da, her hususta onun vârisidir. İlminden, ahlâkından, nübüvvet ve vilâyet kemalâtından hisselerini alanlardır. Yalnız fıkıh bilgisi olana fıkıh âlimi, yalnız tasavvuf  bilgisi olana tasavvuf âlimi, yalnız ke­lâm bilgisi olana da kelâm âlimi denir. Hepsini kendinde toplayana (âlim) denir. İşte hadîs-i şerif de, peygamberlerin (aleyhimüsselâm) vârisleri diye bildirilen âlimler, bu âlimlerdir.

Kur’ân-ı Kerîm’i ve Peygamber efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem) hadîs-i şeriflerini ezberliyen, derin manâlarını, peygamberlik kandilinden aldıkları nûr ile anlıyan, ilmin, amelin, takvânın, kere­min, cömertliğin, vilâyet, ihlâs ve rızânın sembolü olan meşhur dört mezheb imâmı ve Süfyân-ı Sevrî, Cüneyd-i Bağdâdî, Ma’rûf-ı Kerhî, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (rahmetullahi aleyhim) vâris olan bu âlimlerin, en önde gelenleridir. Cahillik, taşkınlık ve sapıklık sahrâlannda dolaşanlara yol gösterici, insanlığın, insafın dışına çıkmış olan­ları uyarıcı, şeytana, nefse ve aldatıcı dünyaya kapılanlara sözleri, kerâmetleri yakıcı yıldırımlar gibi inip şaşırtıcı ve geriye döndürücü; ibâdet edenlerin, İslâm ahlâk ve edebini kendine mâl edip bunlarla yaşayanların, takvâ, verâ ve ihlâs sdhiblerinin, kendinden kurtulup Allahü teâlâya yaklaşanların, kendi varlığını unutup Hak ile bekâya kavuşanların, ömürlerini âhiretlerinin sermayesi yapanların, korku, ümid, tevekkül, rızâ, sıdk, muhabbet ve aşk sahralarında dolaşıp, su­suzluktan yananlara Nisan bulutu gibi rahmet akıtanların imdâdına yetişici, tepeden tırnağa kadar şerîate uyup, tarikat ve hakikatin sır­larına kavuşan bu âlimler ve gerçek mutasavvıflardır. Onlardan ne ka­dar konuşulsa az, onlar ne kadar övülse az, onlar ne kadar sevilse yine azdır. İslâm dîninin tümünü  kendilerinden sonrakilere ulaştırmak için gece gündüz çalışan, din. ve vatanlarını düşmanlardan korumak için istirahatlarından vaz geçip, Allah yolunda şehîd olan o necîb insan­lardır.

Eûzü Besmele okuyarak bugünkü Türkçeye çevirmesine başladı­ğım Gunyetü’t-Tâlibîn kitabı Gavsü’s-Sakaleyn, Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin (kuddise sirruh) en tanınmış, en kıymetli kitâblanndandır. Kitabın aslı arabî dil ile yazılmıştır. İlk def’a, Sultan Abdülhamid han zamanında Süleyman Hasbî tarafından hicri 1304 yılında Osmanlıcaya çevrilmiş ve Matbaa-i Osmaniyye’de basılmıştır. Dil oldukça ağırdır. Bu çevirimizde elden geldiği kadar, kitâbın üslûbunu bozma­mağa, bunun yanında herkesin anlıyabileceği sâde bir dille yazmağa gayret ettik.

Ancak memleketimizde hanbeli mezhebi yaygın olmadığından, fı­kıhla ilgili birkaç sahifeyi bu tercümeye almadık. Yanlış anlama ih­timalinden çekindik.

Okuyunca gerçek bir hazîne olduğunu kabul etmemek imkânsız. Bilinmiyen, duyulmayan bir ilim ve esrâr hazînesi. Çevirme süresince bu iki kelime zihnime ve kalbime o kadar yerleşti ki, bu çeviriye ister istemez.İlim ve Esrar Hazinesi adını verdim.Talebe için yeterli bilgiler anlamına gelen Gunyetü’t-Tâlibîn kitâbını Osmanlıcaya çevi­ren Sülyman Hasbî bey, tercümesine Umdetü’s-Sâlihîn adını vermiş­ti. Yâni Allahü teâlânın sevgili kullarının esas tâkibedecekleri yol de­mektir.

Her söz, sâhibine göre kıymet kazanır, sözü gereğince Jcitâbm için­dekiler hakkında fazla yazmağa lüzum yok. Kısaca içinde Ehi-i Sün­net itikadını, sapık fırkaları, ibâdetleri, haram, helâl, emr-i ma’rûf, nehy-i münker, tevbe, ihlâs, sıdk, kıymetli günler ve geceler, edeb, ah­lâk, tavassuf ve daha birçok her mü’mini, her insanı ilgilendiren ko­nular vardır. Bazan bir konuyu çok derinliğine ve genişliğine işlediği­ni görecek, âyet-i kerîmelerin tefsirlerindeki ince manâlarının farkına varacak, kendinizi câhil ve uzak, o büyük âlimi ve velîyi pek derin ve yaldn bulacaksınız. Bazan Cennet ve Cehennem hakkmdaki geniş bilgüeri okurken, kendinizi unutacaksınız. Bazan kıssaları okurken, bu­lunduğunuz zamandan sıyrılıp, binlerce yıl öncesini yaşıyacak, görür gibi olacaksınız. Bazan târiflerin çoğunluğundan İslâm âlim ve mu­tasavvıflarının ilim ve hallerine şaşacak, onları engin denizde yüzer, kendinizi ise sâhilden onları seyreder bulacaksınız. O halde, dikkatli, edebli, öğrenmek ve yapmak arzusuyla okunursa, çok büyük fâidelere sebeb olacaktır. Herkes muhabbeti derecesinde feyz bulacaktır. Nite­kim: «Evliyânın sözünde rabbânî te’sir vardır» demişlerdir.

Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh), Gunyetü’t-Tâlibîn kitâbını arabî dil ile ve Hanbelî mezhebi üzere yazmışdır. Bununla beraber bir fıkıh kitabı olmayıp genel anlamda ilmihâl ve ahlâk kitâbıdır. Şu kadar var ki, içinde ibâdetle ilgili kısımları okurken, mezhebimiz İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe mezhebine ve diğer mezheblere uymıyan bazı kısımlara rastlanırsa, yanlıştır dememeli, Hanbelî mezhebinin dört hak mezhebden biri olduğunu düşünmelidir. Bazı yerlerde köşeli parantez içinde, bazan sahifenin altında bunlara işaret eder, az da ol­sa bir iki açıklama yaparız. Bunun için okuyucularımız, ibâdet kısım­larını okurken herhangi bir şübheye düşmesinler. İctihâd olduklarını, bir müctehidin din imâmının âyet-i kerîmelerden, hadîs-i şeriflerden ve icmâ-ı ümmetten çıkardığı hükümler olduğunu bilsinler. Dînimizin dört sağlam delilinden, dördüncüsünün (kıyâsı fukahâ) olduğunu her­kes bilir. Ve yine herkes bilir ki, içtihadında yanılana bir, doğruyu bulana iki veya on sevab vardır.

Muhyiddin Ebû Muhammed Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh) Gavs-ı A’zamdır. Evliya ve âlimlerin en büyüklerinden olup, insanlara ve cinlere feyz veren, yardımcılarına, feryâdlanna yetişenlerin en büyüklerindendir. Hem seyyid, her şerîfdir. Yâni hem tmâm-ı Hüseyin hem de İmâm-ı Haşan (radıyallahü anhümâ) evlâdındandır. Babası­nın adı Ebû Sâlih Mûsâ’dır. Hicrî 471 (m. 1078) yılında İran’ın Geylân kasabasında dünyaya gelmiş, 561 (m. 1165) yılında Bağdad’da vefât etmiştir.

Annesi Ümmü’l-hayr Fâtıma bint-i Şeyh Abdüllah Sûmî anlatır: Oğlum Abdülkâdir dünyaya geldiği zaman, Ramazan-ı şerif ayında gündüz bir kere süt emmedi. Bir def’a Ramazan ayının başlayacağı günlerde hava bulutlu idi. Annesine gelip sordular. Bugün oğlum Ab­dülkâdir süt emmedi dedi. Anladılar ki, o gün Ramazan imiş. İlk ilim­leri memleketinde ikmâl edip hicri 488 yılında Bağdad’a gelmiş, Kâdî Ebû Saîd Mahzûmî’den fıkıh ilmini,Ebû Bekr bin Muzaffer ile za­manındaki diğer hadîs âlimlerinden hadîs ilmini öğrendikten sonra va’za ve müderrisliğe başlamışdır.

Sonra çok meşhûr oldu. Dünya, ismini duydu. Zamanının imâmı oldu, önce Şâfiî olup, Hanbelî mezhebinin unutulmak üzere olduğunu görünce, Hanbelî mezhebine geçti. Edebî ilimleri Ebû Zekeriyyâ Tebrizî’den öğrendi. Talebe iken de, müderris iken de kendi kazancı ile geçinirdi.Ebû Sa’d-ı Semnânî gibi meşhûr âlimler kendisinden hadîs-i şerif öğrenip, bildirmişler, hadîs ilminde icâzet almışlardır.

Hâdimî hazretleri Berika kitâbının 377. sahifesinde: «Tasavvuf bü­yüklerinin çoğu müctehiddir; Gazalî, Sevri ve İbrahim bin Edhem böyledir» diyor. 385. sahifesinde de: «Meşhûr olan tasavvufçuların çoğu derin âlim ve müctehid idiler diyor. Buradan anlaşılıyor ki, Abdülkâ­dir-i Geylânî müctehid idi. Çünkü tasavvufçülarm en büyüklerindendir.

Uzun zaman Bağdad’da vaaz ve ders okutma ile meşgûl olup, mec­lisi havâssın ve avâmın feyz kapısı oldu. Sonra uzlete çekilip riyâzetle yaşamaya başladı. Daha sonra seyahate çıkıp, nefs mücâhedesi ile uğraştı. Sahrâlarda kalıp zühd ve ibâdet eyler oldu. 521 de yeniden meclis kurup, insanlara ilim ve feyz sunmağa, ma’rifetler saçüan di­linden ilâhî hikmetler saçılmaya başladı. Yakından uzaktan sohbet ve huzûruna koştular. 528 de Ebû Sa’d medresesinde ilim öğretme işini üzerine aldı. Tasavvufa dâir bir çok kitabı vardır. Takvâ ve tasavvufa âid marifet dolu sözleri çoktur. Kitâblanndan bazıları şunlardır: Gun­yetü’t-Tâlibîn, Fütûhü’l-Gayb, Behcetü’l-Esrâr ve Hakikat ve Ma’rifete âid Divânı A’zam adında manzûm bir kitabı da vardır. Yüksek zâtının tercüme-i hâlini, kerâmet ve makamlarını bildiren çeşitli dillerde bü­yük ve çok sayıda kitâblar yazılmıştır. 561 de Bağdad’da vefât eyledi. Türbesi oradadır ve insanların ziyâret yeridir. Çok süslü bir türbesi vardır. Tarikat-ı aliyyeleri, İslâm memleketlerinin her tarafında yayilmışdır. Doksan yaşında vefat eyledi.

Buyurdu İd: Küçük idim. Arefe gününde çift sürmek için tarla­ya gittim. Bir öküzün kuyruğuna tutunup ardından gidiyordum. Dö­nüp bana «Sen bunun için yaratılmadın ve bununla enırolunmadın» dedi, Korktum, geri döndüm. Evimizin damına çıkdım. Hacıları gör­düm. Arafat’ta vakfeye durmuşlardı. Anneme gidip: «Beni Hak teâlânın yolunda bulundur ve izin ver de Bağdad’a gidip, ilim öğreneyim, sâlihleri, evliyaları ziyaret edeyim»dedim. Annem sebebini sordu. Gör­düklerimi anlattım. Ağladı. Kalkıp, babamdan miras kalan seksen altunu getirdi. Kırkını kardeşime ayırdı. Kırkını elbisemin koltuğunun altına dikti ve gitmeme izin verdi ve herhalde doğruluk üzere olmam için benden söz aldı. Beni uğurladı ve «Hadi, Allah selâmet versin oğ­lum. Allah için senden ayrıldım. Kıyâmete kadar bir daha yüzünü gö­rememe dedi. Ben de küçük bir kafile ile Bağdad yolunu tuttum. Hemedânı geçince altmış atlı çıkageldi. Kafilemizi bastılar. Hiç biri bana saldırmadı. Aniden biri yanıma geldi ve: «Ey fakir senin hiç bir şeyin var mı?» dedi. Kırk altınım var dedim. Nerededir dedi. Kaftanımın koltuğunun altına dikilmiştir dedim. Kendisiyle alay ettiğimi sandı. Beni bırakıp gitti. Bir başkası geldi. O da böyle sordu. Ona da aynı cevâbı verdim. O da bırakıp gitti. İkisi birden, reislerinin önüne gidip, aramızdaki konuşmayı naklettiler. Reisleri beni çağırttı. Bir yerde kafileden aldıkları malları taksim ediyorlardı. Yanına gittim. Paran var mıdır? dedi. Kırk altınım var dedim. Paltomun koltuk altını sök­melerini söyledi. Söktüler. Dediğim altınları bulup çıkardılar. Sana ne oldu ki, böyle doğru söylüyorsun? dedi. Anneme, her lıalde doğru söy­lemek, doğru olmak için söz vermişim; hiyânet edemem dedim. Re­isleri bunu duyunca ağladı ve: «Bu kadar senedir ben, beni yaratıp, yetiştirene verdiğim söze hiyânet ediyorum» dedi. Böyle dedi ve tevbe eyledi. Yanındakiler de: «İnsanları soymada, yol kesmede sen bizim reisimiz idin, şimdi tevbede de bizim reisimiz ol» deyip, hepsi elim­de tevbe ettiler. Kâfileden aldıkları malları geri verdiler. İlk defa elim­de tevbe edenler, bu altmış kişidir.

Mısra’:
Gül bahçemi gör de, baharımı anla.Tasavvufta Kâdirî tarikatının kurucusudur. Bu yol ismini ondan almışdır. Dünyâya gelmeden önce, Bağdad âlimleri tarafından, gele­ceği müjdelenmiş, onun ayaklarının, zamanındaki bütün eviyânın omuzlan üzerinde olacağı haber verilmişdir.

İmâm-ı Vâfîtârihinde, Abdülkâdir-i Geylânî’nin (rahmetullahi aleyhimâ) kerâmetleri için şöyle yazar : «Kerâmetleri sayılamıyacak kadar çoktur. Dinde imamlık derecesine çıkanlardan, onun kerâmetlerinin tevatür hâline geldiğini duydum. Bu dînin, âlim ve velîleri söz birliği ile diyorlar ki, Abdülkâdir-i Geylânî’den (kuddise sirruh) gö­rüldüğü kadar hiçbir velîden kerâmet görülmemişdir.

Tasavvuf yolundaki hâlini, yine kendisinden dinliydim: Yıllarca bir yerde durdum. Allahü teâlâya söz verdim ki, beni başkası yedirme­dikçe yemiyeceğim. Lokma lokma ağzıma Jcomazlarsa ve su vermezler­se kendiliğimden içmiyeceğim. Bir defa kırk gün yemedim. Kırk gün­den sonra birisi geldi. Bir parça yemek getirip gitti. Nefsim yemeğe saldıracak gibi oldu. Çok acıkmış olduğum halde, Allahü teâlâya ver­diğim sözü bozmayacağım dedim. Duydum ki, içimde bir kimse feryâd ediyor, avazı çıktığı kadar bağırıyor ve açım, açım diyordu. Aniden Şeyh Ebû Said Mahzûmî (kuddise sirruh) yanıma geldi ve bu sesi du­yup:«Ey Abdülkâdir, bu ne sestir?» dedi. Bu nefsimin ızdırâbıdn, rûhum rahat ediyor, kendi sâhibini müşâhedededir dedim. Bizim eve bu­yur dedi. Nefsime, burdan çıkmıyacağım dedim. O anda Ebûl Abbas Hızır aleyhisselâm içeri girdi. Kalk Ebû Saîd’in huzûruna git dedi. Kalktım gittim. Ebû Saîd evin kapısında ayakta durmuş beni bekli­yordu. Ey Abdülkâdir, benim dediğim kâfi gelmedi de, Hızır’ın söyle­mesini mi bekledin? dedi. Beni içeri aldı. Hazırladığı yemeği, lokma lokma ağzıma koydu. Doydum. Sonra bana hilâfet verdi.İcâzetnâmesinde Şeyh Ebû Muhammed Abdülkâdir bin Salih bin Abdüllah-ı Cey­lân! Ebû Saîd Mübârek bin Alî Mahzûmî’den, o da mürşidi Ebû Haşan Alî bin,Muhammed Yûsüf Karaşî-i Hünkârî’den, o da mürşidi Ebûl Ferec Tartuşî’den, o da mürşidiFadl Abdülvahid bin Abdülaziz Temîmi’den, o da mürşidi Ebû Bekr-i Şibli’den (kaddesallahü ervâhahüm) icâzet aldı yazılıdır.

Buyurdu ki: Münâcâtta idim. Yanıma birisi geldi. Kendisini ta­nımıyordum. Arkadaş olalım mı dedi. Olalım dedim. Fakat muhalefet etmemek şartıyla dedi. Muhalefet etmem dedim. Burada bekle gelece­ğim dedi. Gitti. Bir yıl sonra geldi. Aynı yerde onu bekliyordum. Bir müddet beraber oturduk. Kalktı gitti. Ben gelinceye kadar buradan ayrılma dedi. Yine bir sene bekledim. Geldi. Yanında ekmek ve süt getirdi. Ben Hızırım, bunları sana getirm,emi söylediler ve: «Kalk Bağdad’a hareket et»buyurdu. Beraber Bağdad’a geldik.

İmâm-ı Rabbânî, müceddid-i elf-i sânî (kuddise sirruh) Mektûbâtının üçüncü cildi, son mektubunda şöyle buyuruyor: «Allahü teâlâya kavuşduran yollar ikidir: Biri nübüvvet, diğeri ise vilâyet yoludur. Bi­rinci yol peygamberlere, eshâbına ve onlardan sonra gelen ümmetin­den pek azına nasîb olur. Bu yoldan kavuşdurduklan, aracı ve tavassutsuzdur. Aracıya ihtiyaç yoktur. Burada biri diğerine perde ve vâsıta olmaz. İkincisinde esas vâsıtadır. Vâsıtasız zordur. Bu yol Pey­gamber efendimizden sonra (sallâllahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Alî’ye (kerremallahü vecheh) verildi. Ondan sonra sırası ile oniki imâ­ma verildi. Onlardan sonra her kime feyz gelirse, onların vâsıtası ile gelirdi. Ya’nî oniki imâmdan başkasına asaleten bu yol teslim edil­medi. Vaktâ ki, sıra insanların ve cinlerin gavsı Hazret-i Abdülkâdir-i Geylânî mahbûb-ı Sübhâni’ye (radıyallahü anh) geldi, oniki imâmın vazifesi, ya’nî bütün vilâyet yolundakilere feyz verme işi ona veril­di. Kıyâmete kadar bu büyük işi ona yüklediler. İkinci binin yenileyicisini de bu işte Abdülkâdir-i Geylânî’nin vekili eylediler. Nakşiben­dî yolundan Allahü teâlâya kavuşanlar, hattâ ileride gelecek olan Mehdi (aleyhirrıdvan) birinci yoldan kavuşurlar.» Daha geniş bilgi Mektûbât’ın üçüncü cildinin son mektubunda (123. Mektûb) vardır. Oradan okuyabilirsiniz.

Velhâsıl mübârek vücudları ile dünyanın neler neler kazandığı anlaşılıyor. Ve yukarıdaki mektûbdan büyüklüğü belli oluyor. Vazi­fesinin kıyâmete kadar devam edeceğine işâretle kendisi şöyle buyurur:

Beyt:

Önceki güneşlerin hepsi battı ve gitti Bizim güneşimizse batmıyacak ebedî.

İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh) buyuruyor ki: «Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh) vilâyet-i Muhammediyye’nin son noktasına ulaşmışdır. Bu ümmette en çok kerâmet ondan görülmüşdür. Bir gün hutbe okurken, Hızır aleyhisselâmın, kapının önünden geçmekte ol­duğunu görmüş ve: «Ey İsrâil oğlu, gel de hazret-i Muhammed’in (aleyhisselâm) mübârek sözlerini dinle buyurmuştur.

Gavs-i A’zam Abdülkâdir-i Geylânî ve menkıbeleri hakkında çok sayıda kıymetli kitablar ve risaleler yazılmış, çok değerli ve üstün söz­ler söylenmiştir. Kitabın önsözünde daha uzun bahsetmek uygun ol­madığından, okuyucuların da kitaba rağbetlerini görünce, yüksek hâl ve menkıbelerini, eşsiz kerâmetlerini, az da olsa duyurmak, o batma­yan Güneş’i müslimanlara biraz olsun tanıtabilmek için, çeşitli kıy­metli kitab ve risalelerden, arabca ve farsca eserlerden terceme ederek, kitabın altıncı baskısının sonuna altmışüç menkıbe olarak, bir risâle hâlinde ekledik. Okuyan din kardeşlerimin hayırlı düâlarını istirhâm ederim.

Aziz okuyucu! Kıyâmet yaklaşmakta, irtidat, küfür, bid’at moda olmakta, sünnetler örtülmekte olan bu zamanda, sonsuz saâdei, ebedî kurtuluş ancak ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarını okumak, inanmak, yapmak ve yaptırmakla, bunun yanı sıra Cenâb-ı Hakkın sevgili kul­larının sevgisini gönüllerde bulundurmakla ele geçer. O din büyükle­rini sevmek, onlara uymak, her ne olursa olsun, dünya ve âhiret seâdeti için yetişir. Din imûmlarını, din âlimlerini ve irfan ordusu ku­mandanlarını rehber edip, onların ardı sıra gitmek, uzağı gören akıl sâhibleri için kaçınılmaz bir çâre, hattâ şükrân borcunun edâsıdır. Din hükümlerinin yapılması, ya’nî emir ve yasaklara riayet edilmesi, on­ları sevmekle kolay olur. Onları sevenler sevgili olur. Sevgililerin gö­nüllerinde sırlar bulunur. Bu sırlar seven ile sevgili arasında kalır. Ama gönülleri her gün yeşerip, renk renk çiçekler açan gül bahçesi hâlini alır da, sessiz gecelerde sevgililerinin yâdıyla diri olurlar. İn­sanlar uykudayken onlar uyanık, insanlar karanlıkta iken onlar nûrlu ve ışıklı olur. Rü’yâlan, hayalleri kadar tatlı, hayâlleri ibâdet gibi lezzetli, ibâdetleri ise yalnız Allah rızâsı için olup ihlâslıdır. Muhlis olmaktan bile kurtulup, muhlâs olurlar. Kalb gözleri açılır. Keşfler başlar. Ledünnî ilimlere kavuşurlar. Dünya onlara dar gelir. Âlem-i melekûtu seyrederler. Hattâ zamanın dışına çıkanları olur. Böyle bü­yük mürşidlerin bakışları hasta kalblere şifâ, huzûr ve sohbetleri kimyâ-i saâdettir. Onlar sarsılmaz ve yerinden oynamaz dağ gibi metin, gönülleri umman gibi engin olur. Dillerinden hikmet akar, kalblerinden rahmet. Yâ rabbî bize onları sevdir, yollarında bulundur, hürmet­lerine afvet!

Aziz okuyucu! İslâm dîninin bilgilerini, İslâm âlimlerinin, Allahü teâlânın seçkin kullarının kitâblarından okuyup öğrenmelisin. Her ga­zete ve din perdesi altında yazılmış kitâblardan din öğrenilmez. Din kitâbı almak için, önce yazarının kim olduğunu, dinimizdeki ve din âlimleri arasındaki yerini bilmek lâzımdır. Hiçbir dînî sorumluluk duy­madan, alelâde bâzı maksadlarla, doğruyanlış sayısız din kitâbı çıka­rılıyor. Din kitabı yazmak için korkmak, titremek ve büyük sorumlu­luk altına girdiğini düşünmek lâzımdır. Bunun için de, ilmi çok, edebi çok, sorumluluk duygusu ve Allah korkusu çok olan Allah adamları­nın kitâblarını okumaktan başka kurtuluş çaresi yoktur. «Allah için din, hâlis olan dindir» âyet-i kerimedir; Doğru sözler arasına birkaç yanlış manâ sokuşturup, böylece maksadlarına kavuşan veyâ İslâm âlimlerinden ve mezheb usûllerinden ayrılan âlim taslakları ve pervâsız reformcular, bilhassa bu asırda dünyanın her yerinde esefle gö­rülmektedir. Ve maalesef çoğu, dışardan olan bu yeni türedi sorum­suzların, reformistlerin kitâbları hemen Türkçeye tercüme ediliyor. Tercüme edenler hatâlarını görüp bâzısını tercümelerine dere etme­dikleri oluyor. Ama çoğu kalıyor. Bunlar mezheblere önem vermiyor­lar. Hattâ mezheblerden söz etmiyorlar. İslâmın esasını yıkmak için Yahûdî, İngiliz oyununa âlet oluyorlar. Mason olanları da az değildir. Hâşâ! Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimize (sallâllahü aleyhi ve sellem) iftira ediyorlar. Bunların kitâblannı değil, bu dîn-i mubîni bize ulaştıran ve bunu korumak için, kanlarını ve canlarını seve seve fedâ etmiş olan yüksek atalarımızın, azız ceddimi­zin yazdıkları ilmihâl kitâblannı okumalısın. İtikâd, ibâdet ve mu­habbet mâdemki, kul ile Allahü teâlâ arasındadır, o halde riyâ, göste­riş bulunmamalıdır. Allahü teâlânın huzurunda kendini sorumlu tut­mak, her iş, her düşünce ve hâlinin Allahü teâlâ tarafından bilindi­ğini kabul edip, edebli olmalıdır.

İslâm semâsının sönmiyen güneşi, büyük âlim ve velî Abdülkâ­dir-i Geylânî’nin (kuddise sirruh) ilim ve esrâr hazînesi olan bu kıy­metli eserini çevirmeği bu günâhı çok, aklı ve ilmi az kuluna nasîb ettiği için Allahü teâlâya sayısız hamd ü senalar olsun!

Allahü teâlâ kusurlanmızı afv eylesin.İbâdetlerimizi ve tevbelerimizi kabul eylesin. Her iki cihanda sevdikleri ile bulundursun. Kalblerimizi ehl-i sünnet itikadı ile, azâlanmızı şerîate uygun amel ile zinetlendirsin. Kendi sevgisini, Habîbinin (sallâllahü aleyhi ve sellem) sevgisini, Ehl-i beytin ve her biri hidâyet yıldızı olan Eshâb-ı kirâmın (aleyhimürrıdvân) sevgisini, âlim ve evliyâ kullarının sevgisini kalblerimizde arttırsın. Bu sevgi ile yaşatsın, bu sevgi ile öldürsün. Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak tanıtsın. Âmin.

GUNYETÜ’T-TÂLİBÎN TERCÜMESİ FİHRİSTİ

Müellifin önsözü 14

Başlangıç 15

Abdestin farzları 15

Abdestin sünnetleri 16

Zekât 17

Oruç 19

İ’tikâf 19

Hac 20

Medine-i Münevvere’yi ziyaret 20

Selâmlaşmak 21

Ayağa kalkmak 22

Aksırmanın edebi 22

Peygamberlerin hasletleri 23

Beyaz saçları yolmak 24

Tırnak kesmek 25

Başın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak 25

Saçı siyaha boyamak 26

Sürme sünnettir 26

Güzel kokulu yağ sürmek 27

Sefer ve hazerde lâzım olan yedi şey 27

Kötü huylar 27

Bir eve girerken izin istemelidir 28

Sağ ve sol eller ile yapılması sün­net olan şeyler 29

Yeme ve içmenin edebleri 29

Her zaman ve gusül ederken çıp­lak olmak yasaktır 35

Yüzük ve mühür 36

Demir ve pirinçten yapılan mühür mekruhdur 37

Mührü sol elin serçe parmağına takmalı 37

Helâ ve istincâ 37

Su ile istincâ 38

Necâsetin yayılması 39

İstincâ nasıl olur 39

İstincâ ne zaman lâzımdır 39

Abdest alırken okunacak Dualar 41

Giyinmenin edebleri 43

katmanın edebleri 45

Eve girme, halâl kazanma ve vah­det 47

Yolculuk ve arkadaşlık 51

Sohbetin (arkadaşlığın) edebleri 51

Hayvan ve kölenin hayasını çıkar­mak caiz değildir 53

Mescidlerde yapılması caiz olma­yan şeyler 54

Sesler ve avazlar 54

Hayvanlardan öldürülmesi mübah olanlar ve olmayanlar 56

Anaya-babaya ihsân 59

İsim ve künyelerden sünnet ve mekruh olanlar 60

Kızan kimse ne yapmalıdır 61

Duanm edebleri 63

Hummaya yakalananın taşıyaca­ğı şey 63

Kadın doğum esnasında güç hâ­le düserse 64

Nazar değmesi 64

Hastalığa ilâç câizdir 65

Yabancı kadınlarla bir arada otu­rulmaz 65

Köle ve câriyelere iyi davranmalı­dır 66

Düşman toprağına mııshafla git­mek mekruhdur 66

Aynaya bakmak sevabdır 66

Beden veya bir parçası ağrırsa 66

Havra, kilise gördüğü, boru ve çan sesi işittiği zaman 67

Çarsı ve pazara girince 67

Dertli ve elemli kimseyi görünce 67

Hastayı ziyârete gidip ölü olarak bulursa 67

Ölüyü kabre koymak 68

Nikâhın edebleri 38

Velîme sünnettir 77

Nikâh akdi şartlarının tamamen bulunması 78

Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker 79

Nehy-i anil münker ne zaman ya­pılır 81

Emr-i ma’ruf ve nehy-i münkerdeki beş şart 81

Emir ve nehye gücü yeten için en iyi iş 83

Nehy-i münkerde beşinci şartın hükümleri 83

Allahü teâlâ’yı tanımak 86

Kur’ân-ı kerîm Allah kelâmıdır 88

Allahü teâlâ'nın doksandokuz is­mine inanmak 90

İman dil ile ikrar, kalb ile tasdik­tir 91

İmanlı olduğu halde büyük günah işleyen 94

Kaza ve kaderin hayır ve şerrine îman 95

Peygamberimiz mi’rac gecesi Al­lahü teâlâ’yı gördü 97

Münker ve Nekir, peygamberler­den başkasına gelir 98

Öldükten sonra dirilmeye inan­mak farzdır 102

Büyük giinah işleyenlere şefaat vardır 102

Cehennem üzerinde sırat vardır 104

Resûlüllah’m kıyâmette havzı vardır 105

Cennet ve Cehennem mahlûktur ve vardırlar 108

Hazret-i Muhammed son peygam­berdir 109

Muhammed aleyhisselâmın üm­meti bütün ümmetlerden hayır­lıdır 111

Bid’at sahihlerinin alâmetleri 119

Allahü teâlâ için câiz olmayan sı­fatlar ve yine Allahü teâlâ için câiz olan ve olmayan şeyler 120

BOZUK FIRKALAR 122

Yetmişüç fırkanın aslı On’dur 124

Hâricilcr için olan isim ve lâkablar 125

Hâricîler onbes fırkadır 126

Şiîler 127

Râfıziler 128

Gâliyye oniki fırkaya ayrılır 128

Zeydîler altı fırkaya ayrılır 129

Râfıda ondört fırkaya ayrılır 129

Zeydîler 132

Râfıziler 132

Mürcie onbir fırkaya ayrılmıştır 134

Mu’tezile ve Kaderiyye’nin sözleri 136

Müşebbihenin sözleri 139

KUR’ÂN-I KERÎM HAKKINDA VAZ VE EÛZÜ OKUMAK 142

Eûzii ne demektir 143

Şeytan, Allahü teâlâ’dan ve her iyilikten uzaktır 144

Eıızii ile kulun istifadesi 145

Şeytanın korktuğu ve kaçındığı şeyler 146

Şeytan ile savaşırken olan yar­dımcılar 147

Kalbe gelenler ikidir 151

Kalbdeki düşünceler 151

Nefs ve rûh 153

Eûzü’nün çeşitleri 153

Şeytanla içten çarpışma 154

Besmele’nin içinde bulunduğu âyet-i kerîme 157

Süleyman aleyhisselâm ile Belkis hikâyesinin anlatılma sebebi 162

BESMELENİN ÜSTÜNLÜĞÜ 165

Besmelenin diğer bir fazileti 166

Besmelenin tefsiri 168

Bismillah diyen, Allahü teâlâ’nın afvına kavuşur 169

Bismillâb, söyliyenin gıdasıdır 169

Bismillâh demek 170

Besmele ile şeytana muhalefet 170

TEVBE 171

Hangi günahlardan tevbe lâzımdır 172

Kiiçiik günahların sayısı çoktur 173

Tevbenin şartları ve nasıl olacağı 181

Tevbe edenin cinâyet miktarını bildirmesinin lüzumu 192

Kul hakkından kurtulmak ve hak­ka ibâdet için çok uğraşmak 192

On şey’i farz görmeyince vera’ ta­mam olmaz 199

Bir anda günahların hepsinden tevbe olmazsa, bâzısma tevbe et­mek câizdir 200

Tevbe hakkında haber ve hadîs­ler 203

Tevbe hakkında bir fası'l 206

Tevbe hakkında bir başka fasıl 208

Tevbenin kabulü dört şey ile bili­nir 211

Tarikat büyüklerinin tevbe hakkındaki sözleri 212

TAKVÂ 215

Allahü teâlâ’nm katında en iyi­niz, en müttaki olanınızdır âyet-i kerimesi 215

Takvâ yolu 220

Allahü teâlâ insanları tevhid ve tâatine çağırıyor 222

CENNET VE CEHENNEM 224

Cehenneme küfür, Cennete îman ile girilir 224

Cehennem ve Cennetteki şeyler 230

Cehennem köprüsü ve Cennet 242

Cennettekilerin hâli 254

RECEB AYININ ÜSTÜNLÜĞÜ 259

Receb-i şerifin diğer adları 260

Receb-i şerifin fazileti 267

Receb’in ilk gün ve gecesinin fa­zileti 268

İhyâsı müstehab olan mübârek geceler 269

Receb ayında kılınacak namaz 270

Receb’in ilk perşembe günündeki oruç 271

Receb’in yirmiyedinci günündeki orucun fazileti 272

Orucun edebleri ve yasakları 273

Receb ayında Dua makbûldür 275

Şa’ban-ı şerif ve onbeşinci gecesi 278

Allahü teâlâ her şeyden dört şeyi onlardan da birini seçmiştir 280

Sa'ban kelimesinin harfleri 281

Berât gecesi ve fazileti 282

Berât gecesi denmesinin sebebi 287

Ramazan-ı şerifin üstünlüğü 291

Ramazanın ma’nâsı 293

Kur’ân-ı kerîm’in içinde indiği şehr-i ramazan âyet-i kerimesi 294

Sehr-i ramazanın üstünlüğü 294

Ramazan-ı şerifin üstünlüğü hak­kında bir fasıl 296

Ramazan kelimesi 299

Seyyid-i beşer ve seyyid-i arab 300

Kadir gecesinin üstünlüğü 300

Kadir gecesini aramak 302

Kadir ve Cum’a gecelerinin üs­tünlüğü 307

Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâma beş gece verdi 305

Kadir gecesi nasıl tanınır 307

Teravih namazı sünnettir 307

Cemâatle terâvih namazı ve sesli okuma 309

Fasıl — «Melekler ve Rûh yeryü­züne iner» âyet-i kerîmesi 310

Fıtır günü - Ramazan Bayramı 311

Bayram 313

Dört kavmin dört bayramı 314

Mü’min ve kâfir bayramları 318

Bayram iyi yemek ve iyi giymek değildir 318

ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜ­NÜN ÜSTÜNLÜĞÜ 320

Beş peygambere verilen on şey 322

Zilhiccenin ilk on gününe ta’zim ve saygı 324

Fecr sûresindeki yeminler 325

Terviye günü 325

Haccın fazileti 326

Terviye gününün adındaki ihtilâf 329

Arefe gününün üstünlüğü 331

DİN 332

«Bugün dininizi ikmâl eyledim» âyeti 332

Arafat denmesinin sebebi 333

Arefe günü ve gecesinin şerefi 335

Arefe günündeki oruç ve namaz 238

Resûlüllahın arefe günündeki duâsı 339

Fasıl — Rabbenâ âtinâ duâsının fazileti 339

Kurban bayramı ve üstünlüğü 341

Rabbin için namaz kıl ve kurban kes âyeti 342

Dua 345

Kurban 347

Bayram namazına gidiş ve dönüş 349

Kurban bayramının ve kurbanın üstünlüğü 350

Eyyâm-ı teşrik 351

Kıır’ân-ı kerîm’de bâzı şeylere zi­kir denmiştir 361

Aşûra gününün fazileti 352

Fasıl — Aşûra gününün fazileti hakkında 355

CUM A GÜNÜ 357

Cum’a gününün üstünlüğü 358

Cum’a günündeki boy abdesti 361

Fasıl — Cum’a gününün fazileti hakkında 363

Cum’a gününde salâvat okumak 364

Cum’a gününe niçin Cum’a denil­miştir 364

BÜTÜN İBADETLER TEVBE KALB TEMİZLİĞİ VE İHLASTAN SONRA MAKBUL OLUR 366

Abid ve arifler her hâlde riyâ ve ucubdan sakınmalıdır 369

Beyd günleri ve üstünlükleri 374

Bütün sene oruç tutmak 375

Orucun üstünlüğü 376

Gece ibâdetleri ve Dualar 378

Resûlüllah’ın gece namazı 380

Gece namazı hakkında fasıl 381

Evvâbîn namazının fazileti 382

Akşamla yatsı arasında yapılan şeyle Resûlüllah’ı rü’yâda gör­mek 384

Yatsı namazından sonraki namaz 386

Vitrin gecenin sonunda kılınması­nın üstünlüğü 386

Fasıl — Gece namazı hakkında 388

Bütün gece ibâdet edenler 390

Fasıl — Gece ibâdetleri hakkında 390

Gece namazına devam 391

İbâdet edicilerden olmak için 392

Gece ibâdetine yardımcı şeyler 392

Gece ibâdet edenin gece sonunda uyuması 393

Gece namaz kılmayan kimse 394

Gündüz tâatleri 394

Kuşluk namazı 396

Öğlenin farzından önceki ve son­raki namazlar 398

Öğle ve ikindi arası 398

Fasıl — Nâfile ibâdetler hakkında 399

İkindi ile akşam arası yapılan ibâdetler 400

BEŞ VAKİT NAMAZ 401

Namaz farzdır 401

Beş vakit namazı en önce kimler kıldı 402

Fasıl — Resûlüllah’m kılmakla emrolunduğu namazlar 402

Namaz vakitleri 403

Sabah namazının vakti 403

Öğle namazının vakti 403

İkindi namazının vakti 404

Akşam namazının vakti 404

Yatsı namazının vakti 404

Beş vakit namazın fazileti 405

Câmie gitmek, cemâat ve namazda huşû’un fazileti 407

Namazı vaktinde kılmanın üstün­lüğü 410

Namaz büyük iştir, korkusu bü­yüktür 412

<span style="fon

Tanıtım Videosu

360° Fotoğraf

AkBank
Taksit Sayısı Aylık Ödeme Toplam Ödenecek
Tek Çekim 45,00 ₺
1 Taksit 45,00 ₺ 45,00 ₺
2 Taksit 24,21 ₺ 48,42 ₺
3 Taksit 16,31 ₺ 48,92 ₺
4 Taksit 12,43 ₺ 49,73 ₺
5 Taksit 10,06 ₺ 50,31 ₺
6 Taksit 8,51 ₺ 51,08 ₺
FinansBank
Taksit Sayısı Aylık Ödeme Toplam Ödenecek
Tek Çekim 45,00 ₺
1 Taksit 45,00 ₺ 45,00 ₺
2 Taksit 24,21 ₺ 48,42 ₺
3 Taksit 16,31 ₺ 48,92 ₺
4 Taksit 12,43 ₺ 49,73 ₺
5 Taksit 10,06 ₺ 50,31 ₺
6 Taksit 8,51 ₺ 51,08 ₺
Garanti Bankası
Taksit Sayısı Aylık Ödeme Toplam Ödenecek
Tek Çekim 45,00 ₺
1 Taksit 45,00 ₺ 45,00 ₺
2 Taksit 24,21 ₺ 48,42 ₺
3 Taksit 16,31 ₺ 48,92 ₺
4 Taksit 12,43 ₺ 49,73 ₺
5 Taksit 10,06 ₺ 50,31 ₺
6 Taksit 8,51 ₺ 51,08 ₺
Halkbank
Taksit Sayısı Aylık Ödeme Toplam Ödenecek
Tek Çekim 45,00 ₺
1 Taksit 45,00 ₺ 45,00 ₺
2 Taksit 24,21 ₺ 48,42 ₺
3 Taksit 16,31 ₺ 48,92 ₺
4 Taksit 12,43 ₺ 49,73 ₺
5 Taksit 10,06 ₺ 50,31 ₺
6 Taksit 8,51 ₺ 51,08 ₺
İş Bankası
Taksit Sayısı Aylık Ödeme Toplam Ödenecek
Tek Çekim 45,00 ₺
1 Taksit 45,00 ₺ 45,00 ₺
2 Taksit 24,21 ₺ 48,42 ₺
3 Taksit 16,31 ₺ 48,92 ₺
4 Taksit 12,43 ₺ 49,73 ₺
5 Taksit 10,06 ₺ 50,31 ₺
6 Taksit 8,51 ₺ 51,08 ₺
Yapı Kredi Bankası
Taksit Sayısı Aylık Ödeme Toplam Ödenecek
Tek Çekim 45,00 ₺
1 Taksit 45,00 ₺ 45,00 ₺
2 Taksit 24,21 ₺ 48,42 ₺
3 Taksit 16,31 ₺ 48,92 ₺
4 Taksit 12,43 ₺ 49,73 ₺
5 Taksit 10,06 ₺ 50,31 ₺
6 Taksit 8,51 ₺ 51,08 ₺
  1. Bu ürünü ilk yorumlayan siz olun

Kendi Yorumunuzu Yazın

Bu ürüne kaç puan verirsiniz ? *

  1 yıldız 2 yıldız 3 yıldız 4 yıldız 5 yıldız
Kalite
Fiyat
Değer

Değerli Müşterimiz; ihvan.com.tr üzerinden satın aldığınız ürün gereksinimlerinizi karşılamıyorsa, aşağıdaki koşulları sağladığı sürece değişim veya iade hakkınız saklıdır.

1. Ürün faturası ürünle birlikte gönderilmeli ve faturanın arkasında gereken bilgiler eksiksiz doldurulmalıdır.
2. Ürünün hasarsız ve kullanılmamış olması
3. Ürün sayfası açıklama bölümünde "iade ve değişim yapılmaz"  ibaresinin bulunmaması
4. Ürün değişim ve iadesinden önce tarafımıza bilgi verilmesi
5. Anlaşmalı olduğumuz Yurtiçi Kargo ile gönderilmesi (başka firmalarla gönderim yapacaksanız ücretini ödemeniz gerekmektedir)

İade ve değişim sebebi "Ürün Kusuru" ya da ihvan.com.tr tarafından kaynaklanan bir sorun ise kargo masrafları IHVAN.COM.TR tarafından karşılanır.
Gönderinizi Yurtiçi Kargo'dan "Karşı Taraf Ödemeli" olarak gerçekleştirebilirsiniz. Yurtiçi Kargo'da alıcı için lütfen "İhvan Basın Yayın" şeklinde belirtin.

İade ve değişim sebebi "Ürün Kusurundan" kaynaklanmıyorsa ve Satış şartları eksiksiz yerine getirilmişse değişim ve iade masrafları ALICI tarafından karşılanır.

Ürün teslimi sırasında ürün kutusunda ya da ambalajında gözle görülür bir hasar varsa lütfen teslim almayın ve kargo yetkilisine tutanak tutturun.

İade ve değişimle ilgili işlem yapmadan önce lütfen iletişim kanallarımızın herhangi birinden bilgi alın.

Keyifli alışverişler dileriz.